deli abdal nosedive dünya

Mış Dünyası

Şimdi bir süre gözümüzü kapatıyor, kendimizi artı ve eksilerimizle değerlendirerek beş üzerinden değerlendiriyoruz… Ne çıktı? Çok düşükse tabii ki söylemeyebilirsiniz 🙂 Tahminimce nerden baksanız en az üç buçuk, dört falan çıkmıştır. Peki, bir de tanıdığınız tanımadığınız herkesin size, sizin de onlara puan verdiğiniz bir dünyayı düşünmeye hazır mısınız? Durun daha gözünüzü açmayın, çünkü bitmedi! Üstüne, ortalamanızın tüm hayat akışınızı etkilediğini hayal edin. Yani tüm yaşamınızın başkalarının değerlendirmelerine göre şekillendiğini…Çok can sıkıcı değil mi? Huzursuzlandığınızı, göz kapaklarınızın açılmak için sabırsızlanarak titrediğini görür gibiyim.

Gelin o kadar da karamsar olmayalım. Aslında bu durum basbayağı eğlenceli de olabilir, bir kere çok sürprizli. Şöyle ki: Rastgele simit aldığınız bir simitçiden bozuk para verdiğiniz için yıldızlı beş, en samimi arkadaşınızdan onu biraz ihmal ettiğiniz için iki puan alıyorsunuz. Sütçü size bir puan verip organik diye sattığı süte su katarken, hemen köşedeki manav çürük elmalara laf etmediniz diye size en az dört puan fişekliyor. Siz de onları türlü hesaplar yaparak puanlıyor, yüksek verdiğiniz birinden düşük alınca dertleniyor, haksızlığa uğramış hissediyorsunuz.

Hikaye bu tarafıyla sanki herkesin söz hakkına sahip olduğu “eşit” bir dünya fikrini vermiş, bu his bir yanıyla hoş gelmiş de olabilir. Yani her zaman verilen klişe örnekten yola çıkarsak dağdaki çoban da, üniversitedeki kerli ferli profesör de birbirini değerlendirip yerin dibine sokabildiği gibi, başını göğe de erdirebiliyor. Herkesin birbirine –mecburen- hoşgörülü davrandığı, ceza ve ödülün mahkemelerce değil, toplum içinde tüm bireyler tarafından “kümülatif” olarak tayin edildiği bir garip düzen.

Şimdi gözlerimizi açıyor, gelecekte bizi beklemesi muhtemel bu zalim dünyaya hep beraber şöylece bir bakıyoruz.

Değerlendirmeler bir mobil uygulama üzerinden yapılıyor, puanımız sürekli değişiyor. Yoldan geçen herhangi birinin puanını telefonumuzda görebildiğimiz gibi, onlar da bizimkini görebiliyor. Sırf selam vermediğimiz için bize kırık not vereceğini düşündüğümüzden bazı toplumsal normlara “istemeyerek de olsa” uyum göstermek zorunda kalarak gülümseyerek selam veriyoruz. Kimi zaman ahlar vahlar içinde dibe vuruyor, kuyruğu doğrultmak için hiç sevmediğimiz insanlara seviyormuş gibi davranıyoruz. Kimi zamansa ortalamamız yükseldiğinde ‘az kaldı sınıf atlayacam hırs hırs’ diye tatlı rüyalara dalıyoruz. Kısaca bu kurgu dünyada hepimiz ‘rating’in ve sahtekarlığın vücut bulmuş hali olarak ‘mış’ gibi yaparak yaşayıp gidiyoruz.

Sanki, simit hep çıtırmış, süt tam organikmiş, manav çürükleri hiç dibe saklamamış gibi… Böyle yaşamanın kolaylıkları da bayağı fazla hani! Çatışma yok, yüzleşme yok, istenen huzur ortamı tesis edilmiş, toplumda garip bir “aura” oluşmuş, bir bakmışsınız ülke muhasır medeniyetler seviyesine bile ulaşmış!

Gerçekteyse herkes korku içinde yaşadığından birbirinin gardiyanı olmuş.

Çünkü, puanımız düştükçe, sosyal statümüz de düşeyazmaya, çevremiz ve maddi olanaklarımız daralmaya başlıyor. Daha önce bizi davet edenler etmez, kedimiz bile kucağımıza gelmez oluyor! Gittikçe dibe vuruyor, debelendikçe batıyor, sonunda kontrolü tamamen kaybederek olduğumuz gibi davranarak  “insanlaşmaya” başlıyoruz. Nerdeyse dibi gördüğümüze sevinir hale geliyor, oyundan isteyerek ya da istemeyerek çıktığımız için kutsanmış hissediyoruz.

Ama ne oluyorsa işte tam da bu noktada oluyor. Bir yandan “artık rol yapmadığımız”, “oyunun bir parçası olmadığımız”, “diğerlerinin yargılarını önemsemediğimiz” için toplumdan dışlanıyor, diğer yandansa gitgide kendimiz olabildiğimiz için mutlu oluyoruz!

Bir nevi yarı-mutlu kara koyun hikayesi yani.

Diyelim ki tüm bu senaryolar gerçek ve gelecekteki dünya da böyle…Eyvallah, onu olduğu gibi “gelişine” kabul ettik de…

Gönül rahatlığıyla, “Şu andaki dünya iyi ki böyle değil, yoksa yaşanmazdı, insanlıktan çıkardık vallahi…” diyebiliyor muyuz?

Yoksa çoktan çıktık da sadece telefondaki uygulamamız mı eksik kaldı?

Bu yazı, ‘spekülatif kurgu’ türünde bir dizi olan ‘Black Mirror’ ın bir bölümünden (Nosedive) esinlenerek yazıldı.    

drogo saksı deli abdal

Tabyasındaki Saksı

manifesto deli abdal chopin

Manifesto

neo-küresel-ısınma-hikaye-blog-deliabdal

Neo

Site Footer

Sliding Sidebar