Tatar Çölü

Her umudun içinde eser miktarda da olsa düş kurmak vardır. Peki ya düş bir kâbusa dönüştüyse ve hala umut etmekten geri duramıyorsak? Ya da sonunda bu kâbusun gönüllü tutsakları olduysak, yaşadığımız şeyi hala kâbus olarak adlandırabilir miyiz?

Giovanni Drogo henüz genç bir subaydır. Ve belki bütün gençler gibi nasıl, nereden geleceği belli olmayan parlak güzel günlerin onu beklediği düşüncesine saf bir inançla bağlıdır. Önünde ona sonsuz gibi gelen bir zaman ve olasılıklar okyanusu vardır. Sonuçta o “gençtir”, elbet büyük kahramanlıklar eninde sonunda onu bulacaktır.

Olasılıklar okyanusundan payına çölün sınırında taş bir kale düşen Teğmen Drogo için garip, ürkütücü, izbe bir yerdir burası. Kısaca hiç ona göre değildir.

Daha kaleye adım atar atmaz karar verir: Çok geçmeden buradan ayrılacak, eski şaşalı hayatına geri dönecek, balolarda en şık kıyafetleriyle göz kamaştıracaktır. Kaledeki diğer subayların bu kalede yıllarca neden kaldıklarını bir türlü anlayamaz. Kararlıdır. Zamanı gelince gidecektir.

O zaman bir türlü gelmez.

Bir süre sonra o da diğerleri gibi kalenin mistik havasına kendini kaptırır. Kalenin tabyalarında gezinir, gezinir, gezinir… Gözü ise hep çöldedir. Çölde bir kıpırtı gördüğünde hep bahsedilen o bilinmeyen düşmanların saldıracağını düşünerek umutlanır. Belki de adını kahramanlar arasına yazdıracağı o gün bugündür. Bugün olmasa da belki yarın? Ya da diğer gün? Ne fark eder ki?

Öyle ya Drogo “hala” gençtir. Daha yapacak çok şeyi, yaşayacak nice yılları vardır! Bu dünyada büyük şeyler başaracak, sonunda var oldum diyebilecektir! Atının üstünde geldiği bu kaleden kahraman olarak ayrılmadan burayı terk etmeyecektir.

Umut nerede ne zaman yeşereceği belli olmayan köksüz bir bitkiye benzer. Ne garip ki bu tılsımlı bitkinin her zaman gönüllü bir kurbanı bulunur. Bir yandan onun hayata tutunmasını sağlarken diğer yandan yavaş yavaş, tatlı tatlı öldürür. İşte Drogo, kalenin her köşesinden fışkıran bu tılsımın müptelası olmuş, kalenin zindana dönüştüğünü fark edememiştir bile.

Zaman avuçlarından kayar giderken, o sadece bekler ve yanı başından geçen hayatı izlemekle yetinir. Değişen ise rütbesi, solan gençliğinden başka bir şey değildir.

Drogo’yu saran o tılsım okuyucuya da geçer.Bizler de onunla beraber aynı tabyalarda yürür, aynı zindanda uyur uyanır, aynı silah sesiyle irkiliriz. Artık hepimiz birer Drogo olmuşuzdur. İsteriz ki Drogo hayallerine kavuşsun ki biz de kavuşalım, umut etmeye olan inancımız sarsılmasın.

Yazar Dino Buzzati hepimizin içindeki o ‘iz bırakma tutkusu’nu o kadar çarpıcı anlatır ki geride tüm hayatını hatta var oluşunu sorgulayan okurlar bırakır.

Umarım benim çok sevdiğim bu kitabı sizler de okur, Drogo ile iç dünyanıza yaptığınız yolculuktan umutlu bir kahraman olarak çıkmayı başarırsınız.

Site Footer

Sliding Sidebar