Bekleyen

“Kendisi bir garip melek, ardına düşmeniz gerek”

Duman

Saatlerce aynı noktaya bakıyor, her geçen dakika daha çok delirdiğimi hissediyorum. Gözlerim sigara dumanıyla yanmaya başlıyor, kırpmıyorum. O’nu göreceğim kutlu anı kaçırmayı göze alamam.

Yanlış anlaşılmasın, derdimden anlayacak bir hekim bulmaya ya da bir kliniğe falan kapatılmaya hiç ama hiç niyetim yok. Halimden gayet memnunum. Hem bu konuda kendimi çoktan ikna ettim. Ne de olsa benim gibilerin dışardaki varlığı insanlara sağlıklı olduklarını hissettiriyor. Kendi zavallılıklarını bir anlığına unutup hallerine şükrediyorlar. Yani bir yerde sosyal olmayan ama sosyal açıdan değerli bir insanım. En azından kendime olmasa da diğerlerine bir faydam olduğu aşikar. Ya da ben öyle sanıyorum, her neyse…

Gözüm hep bulunduğum kata çıkan tahta merdivenin son basamaklarında. Bir aydır buraya hep aynı saatte geliyor, aynı masaya oturuyor, aynı şeyi içiyorum. Eğer olur da yerim ben gelmeden kapılmışsa oraya en yakın masaya oturup, bu hayati görevin anlamsızca engellendiği hissinin verdiği huzursuzlukla masadakilere bir an önce oradan kalkmaları gerektiğini bakışlarımla anlatıyor, adeta had bildiriyorum. Bu durumu fark eden garsonlar sonunda o masayı bana zimmetlediler. Ben gelene kadar üzerinde ‘Rezerve’ yazan bir kağıt parçasını masadaki kül tablasının altına sıkıştırıyorlar. Bu az da olsa onlara karşı sempati duymamı sağladı ama hepsi o kadar. Duygularımı fazla abartmayı sevmem, nihayetinde yanıltıcı olabilirler. En başlarda “bir tane daha alır mısınız?” diye sorarlar, ben yine gözümü merdivenden ayırmadan sadece kafamla onaylar, göz teması kurmazdım. Şimdi onayımı beklemeden bardaklar dolup boşalıyor, cevabı belli olan sorular sorulmuyor. Her şeyin, herkesin yerli yerine oturması hoşuma gidiyor!

Etrafımdaki masalar kimi zaman kalabalık kimi zaman boş. Mekanın DJ’leri kendi saatleri gelene kadar sağda solda takılıyorlar. Sonra kim bilir nerden buldukları garip şarkıları çaldıklarında mekandakilerle göz teması kurup takdirle bakan gözler arıyorlar. Beni de birkaç kere yokladılar ama umutsuz vaka olduğum için çoktan vazgeçtiler. Bu durumdan da çok mutluyum. Ne bana ne de baktığım yere baksınlar… Arada sırada ortalık serinlesin diye tepemde asılı duran pervaneyi çalıştırıyorlar. İlk döndüğünde akşam güneşinin içeri süzülen ışığı toz zerreleri ile kaotik bir dansa girişiyor. Bardağın ağzını kapatıyorum. Bunların hiçbirisi, oradaki hiç kimse aslında umurumda değil. Mekan yansa bulunduğum yerden kımıldatamazlar.

Yine gözlerimi merdivene dikmiş bir mucize bekler gibi o garip, bana özgü meleğin orada belirmesini bekliyorum. Adımını atmadığı, diğerlerinin inip çıktığı her dakika sanki merdiven daha da kirleniyor, varlığı giderek acı veren bir şeye dönüşüyor. İçten içe çürüyor, hissediyorum. Önceleri sadece tahta bir merdiven görürken şu anda ona bulaşmış tüm pislikleri en ince ayrıntısına kadar görebiliyorum. Onun suçu yok biliyorum ama midem bulanıyor.

Yanlış anlaşılmasın bu maddi, gözle görülebilen bir pislik değil başka türlü bir şey. Sanki merdiven tüm bu insanların hayatları boyunca yaptıkları kötülükleri, riyayı, söyledikleri yalanı dolanı merdivenin duvarında asılı olan sırları dökülmüş ayna aracılığıyla üzerine çekiyor. Kendileri geçiyor kötülükleri kalıyor. Anlamanızı beklemiyorum. Bu sadece benim anlayabileceğim, düşünebileceğim cinsten bir şey. Bir yazarın dediği gibi “her şeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır”. Siz hastalanmayın.

Hem belki siz de o aynadan geçtiniz ve ben aynada gerçek sizi, tüm çıplaklığıyla gördüm. Her sırrınız aynanın daha da yıpranmasına, sırlarının dökülmesine neden oldu belki de… Merak etmeyin ben sırlarınızı ortaya dökmeyeceğim, umrumda da değiller. Ben ne zaman o aynanın önünden geçsem hep eğilirim, siz de öyle yapın. Kendinize katlanmanız daha kolay oluyor.

Beklediğimin neye benzediği hakkında en ufak bir fikrim yok ama onu gördüğümde onun bir melek olduğunu fark edeceğimden eminim. Kafamda bir imge oluşturmaya bile ihtiyaç duymuyorum. Önce merdivenin yanındaki aynaya belli belirsiz aksi vuracak, ayna iyileşecek. O anda anlayacağım. Basamakları çıktıkça saçları, yüzü derken karşımda durup belki sadece bir saniye için gözlerimin içine bakacak, geçip gidecek. O zaman ben de iyileşeceğim. Ne zaman olur bilmiyorum ama olacak, inanıyorum.

Bu bir aşk hikayesi değil, derdimin iyileşmek olduğunu da düşünmeyin sakın. Daha önce de söyledim ben halimden memnunum. Sadece bu garip meleğin var olduğunu düşünmek bile bana yaşamak için hala bir umut veriyor. Geldiğinde, ben onu fark ettiğimde büyüsünü yitirir mi? Bunu cevaplamaya cesaretim yok. Sadece bekliyorum…

Neyse ne! Bir bardak daha geliyor…

Site Footer

Sliding Sidebar