deli abdal hikaye blog rocky emek

Kaplanın Gözü

Kendi yağında kavrulan, kaplumbağaları ve balığıyla dertleşen, serseri gibi görünse de aslında sadece hayatta kalmaya çalışan merhametli bir adamdır. Tüm arkadaşları onun gibi kentin varoşlarında yaşayan, belki kötü kokan ama yalansız ‘samimi’ insanlardır. Bir de kendisi kadar garip, dikkat çekmeyen bir kıza aşıktır. Daha filmin ilk dakikalarında farkında olmadan kendimizi onun yerine koyar, basit bir yaşam süren bu iyi kalpli boksörün var olabilme mücadelesine ortak oluruz.

Nihayet ‘serseri’ olmadığını herkese ispatlama şansı ayağına kadar gelmiştir. Peki ama ya bu şansı iyi kullanamazsa ? Ne de olsa hemen hepimiz önemli bir şansı heba etmenin acısını ve sonuçlarını öyle ya da böyle yaşamışızdır. Hiç değilse kahramanımız şansını değerlendirsin, emeğinin karşılığını alsın isteriz. Çünkü biliriz ki bunu sonuna kadar hak ediyor.

Kimden bahsediyorum ?

Tabii ki benim için belki de gelmiş geçmiş en ‘ilham verici’ film karakterlerinden birisi olan Rocky Balboa’dan.

Neden mi ilham verici ?

Balboa için kazanmaktan daha önemli olan, sonuna kadar direnebilmektir.

Kazananların nasıl kazandığı hiç sorgulanmadan, her koşulda kutsandığı günümüzde, bu yaklaşım başlıbaşına bir anti-kahraman başkaldırısıdır. Ayakta kalabilirse, –ki bu hiç kolay değildir- kendisi gibi yaşam kavgası veren tüm insanlara ‘imkansız yoktur’ mesajını verebilecek, ‘ben de varım’ diyebilecektir.

Hiçbir şeye kısa yoldan sahip olmak istemez. Her kazanım için bir bedel ödemesi gerektiğinin farkında olacak kadar ahlaklıdır. Mahçup olmamak adına var gücüyle çalışır, çalışır, çalışır… Önce kendini inandırır zafere, sonra da hepimizi peşinden sürükler. Biz de artık onunla ip atlar, mekik çekeriz.

Büyük gün gelip de ringe çıktığında tüm o yumruklar bizim de suratımızda patlar. Gözümüz kapanır, her yer kan revan olur. Belki hakem dokuza kadar saymadan yerden kalkamayız ama umut hep dipdiri ayaktadır. Gong çaldığında antrenörümüze ‘Hayır!’ deriz, ‘Sakın durdurma maçı, yorulan o olacak. Ben ne yaptığımı biliyorum !’. Bu taktiğin tutması için dua ederiz. Sonrası yine ipler, yine dayak.

deli-abdal-hikaye-blog-Yaşam

Her şeye rağmen zalimin hakkından geleceğine, kısa çöpün uzun çöpten hakkını elbet alacağına inancımız hiç eksilmez. Onunla sonuna kadar direniriz, hayaline yoldaşlık ederiz.

Rakibi(miz), dünya ağırsiklet boks şampiyonu ünvanlı Apollo Creed’de vücut bulmuş olan, herkese yukardan bakarak onları ezme, aşağılama, yok sayma hakkını kendisinde gören tipik bir güç figürüdür. Hepimizin hayatında en az bir tane Apollo Creed yok mudur ? İşte, nihayet birisi, yani Rocky, bizim de intikamımızı alacak mazlumların yumruğu olup bu şer odağına sağlı sollu girişerek hakkı olan saygıyı kazanacaktır.

‘Serseri’ olmadığını ispatladığı tam bu anda da sevdiği kadına ilk defa ‘seni seviyorum’ diye haykırır, belki Apollo’yu değil ama bizleri “duygusal knock-out” la yere serdiği kesindir.

Rocky filmlerinin barındırdığı bazı mesajlardan da bahsetmezsem yazım eksik kalır !

Kendini bilmez, ne oldum delisi, ‘sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ adamcıklarına o derece bilenir ki onlara olan hırsıyla Canan Karatay’ın gezen tavuklarını bile elleriyle yakalamayı başarır.

Gelecekte tavuklara bu kadar eziyet edileceğini, içinin dışının antibiyotik doldurulacağını o günlerden tahmin etmiş olmalı ki bizleri kırk sene önceden uyarma ihtiyacı hisseder. Şimdinin tavuk endüstrisine sağlam bir aparkat çakar, küçük esnafın yetiştirdiği tavukların ne kadar zeki, çevik ve sağlıklı olduğunu vurgular.

Onun için tam bir ‘küçük esnaf dostu’ dersek, sanıyorum abartmış olmayız.

Türkiye’de yaşasa eminim mahallesindeki bakkaldan alışveriş yapar, veresiye bile isterdi. Ne de olsa bakkal bir mahallenin kalbidir.(bkz. Erdal Bakkal) Veresiye dedikse endişelenmeyin, benim tanıdığım Rocky, borcunu fazla ötelemez, bakkalı da mağdur etmezdi.

Burada bir parantez açmam gerekiyor. Rocky bir seferinde buzhanede çengellere asılı etleri döverek antrenman yapar. İlk izlediğimde çocuk aklımla beni şoka uğratan bu sahnenin maksadını şimdilerde ancak anlayabiliyorum. Bu sahnede Rocky, kırmızı etin bu derece pahalı olmasını kaldıramayan, evine et götüremeyen, ancak derdini de anlatacak bir merci bulamayınca hıncını yine etlerden çıkaran, çıldırmış bir vatandaşı sembolize ediyor olabilir. Konu Rocky’se her şey mümkün !

Ayrıca, şüphesiz ki o aktif bir çevrecidir. Rakipleri spor salonlarında son teknolojilerle çalışırken, o hep doğal ortamlarda  antrenmanlarını yapar. Odun keser, patikalarda koşar, ayı kovalar, sincapla bakışır ve daha bir sürü şey (bkz.bir candan erçetin şarkısı : Melek) 
Kısaca onun ‘rantsal dönüşüm’ e karşı, hayvanlara ve doğaya tutkun birisi olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz.

Adeta rantın midesine midesine kroşe çalışmış, kaburgalarını kırarak ona havlu attırmıştır. Bugünün İstanbul’unda yaşasa, boğaza karşı lüks rezidanslara hiç gıpta etmez, Belgrad ormanında bizimle mangala gelip derin nefes alıp verirdi.

deli-abdal-hikaye-blog

İnsanlara, ‘kendinizi öyle salonlara tıkmayın, çıkın açık havada spor yapın’ mesajını da verdiğin için ayrıca teşekkürler Rocky ! Adamsın.

Uzun lafın kısası, Rocky senaryolarının ortak noktası : mücadele, direniş ve vazgeçmeyiştir.

Bırakalım son sözü yine o söylesin :

“Hiç kimse hayat kadar sert vuramaz, ama önemli olan o darbeyi yedikten sonra ileriye doğru gidip gidemediğindir.” , Rocky Balboa

emektar-bir-emekçinin-ölümü-hikaye

Bir Emekçinin Ölümü

Patika - Deli Abdal

Patika

duman

Duman

Site Footer

Sliding Sidebar