deli-abdal-hikaye-blog-Mutluluk

Kara Arife

Bayram arifesiydi. Aylar önce burada mutluluk reçetesi yayımlayan Deli gitmiş yerine huysuz, aksi, suratsız bir adam gelmişti. Sonra o adam da gitmiş yerine huysuz, aksi, suratsız hatta lanet bir adam gelmişti. Sonra o adam da gitmiş yerine… Sanıyorum ne demek istediğimi anladınız. Uzatmanın hiç alemi yok. Kısacası işler benim açımdan sarpa sarmış, gelen gideni aratır olmuştu. Gittikçe daha da dibe vuruyor, yüzeye çıkarak soluklanmak için en ufak bir çaba dahi göstermiyordum.

Nihayet üzerime çökmüş nerden geldiğini bilmediğim bu karamsar havayı dağıtmak için silkelendim ve zor da olsa harekete geçtim. İşe, depresif zamanlarda genelde yaptığım gibi komik plak kapaklarına bakarak başlamıştım. Bazılarında gülümser gibi olduysam da üzerimde kalıcı tesir bırakamadıkları kesindi. Bunun üzerine, harekette bereket olduğuna inanarak evden çıkmanın iyi olacağına karar verdim. Öyle ya hayat sokaktaydı !

deli-abdal-hikaye-blog

Beraber takılabileceğim arkadaşlarımı aradım ama her biri bayram tatili nedeniyle şehir dışındaydı. İyice dışlanmış hissettiğim yetmiyormuş gibi deniz kenarında ellerinde içecekleriyle salınırken hayal ettiğim bu insanlara –ki hepsi arkadaşım- hafiften uyuz olmuştum. Onlar çılgınca eğlenir, güneşin denizin tadını çıkarırken ben bayramda öylece İstanbul’u bekliyordum. İstanbul’un bu denli boş ve trafiksiz olması her ne kadar başlı başına bir mutluluk sebebi olsa da bana yetmiyordu. Belki de tam mutlu olamamak da sonunda mutsuzluğa yol açıyordu.

Kendimi, sosyal medyada başkalarının fotoğraflarına bakarken onlar kadar mutlu olamadığı için hayıflanan, sonunda daha da mutsuz olan insanlar gibi hissettim. Sanki hayat diğerleri için akıyor, ben ise sadece bakıyordum.

Acil eylem planımdaki ikinci maddeyi uygulayarak, “Kirli, çürük ve adi” filminin en sevdiğim sahnelerini izlemeye koyuldum. Az kaldı başarıyordum ! Nerdeyse yüzüme kalıcı bir gülümseme bile yerleşmişti. Gelişmeler ümit verici olsa da yine bir şeyler eksik kalmıştı. Bu krizi klasik yöntemlerimle aşamayacağım aşikardı. Bana kesinlikle daha güçlü bir anti-depresan lazımdı.

deli-abdal-hikaye-blog-kirli-çürük-adi

Güvendiğim bir arkadaşım morali bozulduğunda zıplayan keçi videolarını izleyerek kaygılarından kurtulduğunu söylemişti. Ben de bu videolarla biraz keçileri kaçırsam fena mı olurdu ?

Ancak yine de bazı şüphelerim vardı. Mutsuzluğumu tamamen ortadan kaldırmak için sadece keçi videosu izlemek yeterli olmayabilirdi. Riske giremezdim. İşimi sağlama alacak, radikalleşecek, sınırlarımı zorlayacaktım. Diğerleri gibi video izlemekle yetinmemeli, etiyle, kemiğiyle, ruhuyla tam bir keçi olmayı tecrübe etmeliydim. Bana da böylesi yakışırdı ! Bir keçi gibi düşünemedikten, onun gibi hareket edemedikten sonra asla bir keçi gibi özgür, mutlu, kaygısız olamazdı insan.

Bu fikir bana birden çok parlak geldi. Halden hale geçecek, suyla su, yaprakla yaprak olmak gibi keçiyle keçi olacaktım !

En çok izlenen keçi videosunu bulup izlemeye başlamamla beraber, keçilerin zıplamaları gibi kontrolsüzce gülmeye başladım. Adeta büyülenmiştim. İşte, nasıl olduğunu anlayamadan onları taklit ederek evin içinde her yere sekerek gitmeye başlamıştım bile. Önceleri iki ayağımın üzerinde zıplarken bir süre sonra içgüdüsel olarak ellerimi de yere koymuş, tam bir keçi gibi zıplamaya başlamıştım ! Bu durum basbayağı işe yarıyor, karamsarlığımı adım adım yok ediyor gibiydi.

Henüz tam keçileşemediğimden olsa gerek halen eser miktarda kaygım vardı. Yakında alt komşu kapımı çalabilir, burada neler olduğunu sorabilirdi. Olsun. O kadar eğleniyordum ki kendisini de bana katılması için ikna edeceğimden oldukça emindim.

Her işi layığıyla yapmak istediğimden, videoyu sürekli ileri geri oynatıyor, keçi zıplamasında en ince ayrıntıları öğrenerek uzmanlaşmak, onların kafasında yaşamak istiyordum. İçlerinden bir tanesini gözüme kestirerek dikkatle incelemeye başladım. Ne yapsam onun gibi zıplayamıyordum. Tekniğim iyiydi ama onunki kadar mükemmel değildi. Denedim, denedim, denedim… Gerçekten bir keçi gibi inatçıydım ama neticede ben de insandım.

Bu işin matematiğini tam çözemeyeceğimi anladığım o umutsuzluk anında ne gariptir ki özgürleştiğimi de hissettim. Sonunda, zincirlerimi kırmış adeta keçilerin Spartaküs’ü oluvermiştim ! Artık normlar, kurallar, mükemmel teknik diye bir şey yoktu. Tamamen kendi stilimde zıplıyor, yer çekimine meydan okuyor, arada da mutlulukla sağa sola çarpıyordum. Stilim belki kusurluydu ama kendi sentezimdi. Diğer keçilerin ne diyeceği ise hiç de umurumda değildi ! Zihnim tamamen devreden çıkmış ruhumla hareket ediyordum.

deli-abdal-hikaye-blog-Mutluluk

Hayatımın anlamı, nihayet kapsama alanıma girmişti. Artık benim için varsa yoksa zıplamaktı.

Yaklaşık yarım saat evin içinde bu şekilde zıplamış, soğuk bir bardak suyu hak etmiştim. Onu da içince her şey düzelecek, bu kara arife mutlu bir bayrama dönüşecek, ben yine eski ben olacaktım. Aynı neşeyle kesintisiz zıplayarak mutfağa ulaştım, buzdolabını açtım. Ellerimin üzerinde olduğumdan hemen hemen dolap kapısındaki alt rafın seviyesindeydim. Eğilmeme gerek kalmadan su şişesini kolaylıkla alıverecektim. “Keçi olmanın bir avantajı daha işte” , diye düşündüm. Bu olumlu havanın dağılması uzun sürmedi. Dolaptaki su şişesi tamamen boşalmış, suyu bitiren meçhul kişi ise doldurmaya tenezzül bile etmemişti. Ah bu insanlar, onları anlamak ne güçtü ! Bu duruma canım sıkılsa da keçilerin kitabında vazgeçmeye asla yer yoktu. Ne olursa olsun geri adım atmayacak, direnerek eski ruh halimi geri kazanacaktım !

Dolaptaki diğer şişeyi hışımla elime aldım tam kafama dikecektim ki şişenin etiketinden bana bakan sevimli küçük bir keçiyle göz göze geldim. Resmin altındaysa “100% keçi sütü” yazıyordu. İşte bunu okuduğum o anda sağılan bir keçi olduğuma ve onun hissettiği acıyı aynı yoğunlukla hissettiğime yemin edebilirim. Yüzümdeki gülümseme acı bir ifadeye dönüştü. Dolabın soğuğu yüzüme vuruyor, elimdeki şişedeki minik kardeşim, gözlerimin içine bakarak sanki şu soruyu soruyordu, “Beni, beni, beni, beni…İçebilecek misin ? Bana kıyabilecek misin ?”

Şişeyi, keçiden gözlerimi ayırmayarak yavaşça yerine bıraktım. Şimdi o huysuz, aksi, suratsız hatta lanet adam gitmiş, yerine üzgün, zıplayamayan, susamış bir keçi gelmişti.

İnsan kendini kaçıramadıktan sonra, keçileri kaçırsa ne çare ! Kendinize ve keçilerinize mukayyet olun.

diken kardesligi kaktüs deli abdal

Diken Kardeşliği

neredesin sen

Neredesin sen ?

süvari emanet

Emanet

Site Footer

Sliding Sidebar