12 Öfkeli Adam

Her şey ufak ya da büyük, yerli ya da yersiz bir kuşkuyla başlar. Şüphe yelkenlerimiz bir kere dolduğunda artık düşünce okyanusunda bata çıka ilerlediğimizi fark ederiz. Varlığımızı bize hatırlatan hatta sorgulatan zor bir yolculuktur bu. Rota uzun ve zorlu, yelkenlimiz pek küçüktür. Yine de gerçeğe ulaşmak için bir yolculuk başlamış, ona yaklaştığımız her aşamada yelkenlimiz de sanki büyümüş, güçlenmiştir. Peki gerçeğe ulaşmak için bunca uğraşa, çabaya değer mi?

Şimdi bir jüri odası hayal edin. Kimsenin birbirinin adını, geçmişini bilmediği bir grup insanla bu odadasınız. Cinayetle suçlanan bir gencin tüm hayatını etkileyecek bir karar almak zorundasınız. Odadaki iletişim, sadece kişilere verilmiş numaralar üzerinden yürümek zorunda, hiçbir kişisel bilgi açık edilmemeli. Şu anda bile bunun ne kadar güç olduğunu düşünmeye başladığınızı görür gibiyim. Daha da kötüsü oybirliğiyle bir karar alınmadan oradan kimse çıkamıyor. Gittikçe zorlaşıyor değil mi?

Zaman zaman en yakınlarımızla bile fikir ayrılığına düştüğümüzü hesaba katarsak bu verilen şartlarda uzun, stresli saatler sizi bekliyor demektir. Peki böyle bir durumda siz ne yapardınız? Farklı düşünseniz de çoğunluğun kararına uyup bir an evvel oradan çıkmayı mı yoksa böylesine önemli bir kararda düşüncenizi savunup ‘kara koyun’ olmayı mı tercih ederdiniz? Odadan çıkacak kararın bir kişinin hayatını geri dönüşsüz bir şekilde etkileyeceğini de unutmayın.

Çoğunluğun aksine kanıtların yeterli olduğu hakkında şüphe duyan tek kişisiniz. Kısaca hayatınızda hiç olmadığınız kadar azınlıksınız, yelkenlinizle tek başınıza şüphe okyanusunda yol alıyorsunuz. Karar için ya onları ikna etmeniz ya da sizin ikna olmanız gerekiyor. Diğer jüri üyelerine baktığınızda kiminin umursamazlığını, kiminin tamamen önyargılarıyla zanlının suçlu olduğunda ısrarcı olduğunu görüyorsunuz. Kiminin ise hiç fikir beyan etmeden sadece el kaldırıp indirerek çoğunluğa dahil olmanın konforunu yaşadığını…

Tüm bunlar size de tanıdık geliyor mu? Filmi izlerken yazının başında sizi oturttuğum jüri sandalyesinde hayatım boyunca kendimin de oturduğunu fark ettim. Hatta farklı zamanlarda farklı sandalyelerde oturmuş olduğum hissiyle de yüzleştim. Hepimiz zaman zaman böyle bir odada kendimizi bulup okyanusa açılmaya çalışmıyor muyuz? Belki de önemli olan yelkenlimizin büyüklüğü değil, yelkenleri dolduran aklımızın gerçeğe ulaşmak için ne kadar dirençli olduğudur.

1957 yılı yapımı “12 Öfkeli Adam” insan davranışları, önyargılar ve akıl üzerine yapılmış en etkili filmlerden birisi. Eğer şüphe okyanusunda yol almayı ya da kara koyun olmayı göze alıyorsanız sizin de çok beğeneceğinizi düşünüyorum. Tabii ki bu yolculukta kendinizden de şüphe duyabilirsiniz, yine de riski almaya değer.

Yolunuz açık, rüzgârınız bol, tüm kara koyunlara selam olsun!

Site Footer

Sliding Sidebar